Mısır Çarşısı
İstanbul’un dar sokaklarında, Mısır Çarşısı’nın baharat kokulu labirentinde kaybolduğum bir gündü. Yağmur ince ince yağıyor, kaldırım taşları parlıyordu. Barış Manço’nun “Nane Limon Kabuğu” şarkısı zihnimde dönüp duruyordu; çocukluğumun hastalık günlerinde annemin hazırladığı o sıcak karışımı hatırlatıyordu. Şarkıda birçok baharat geçmesine rağmen nane limon kabuğu ile sınırlı olan annemin karışımında hatmi çiçeği, çörek otu, biraz tarçın karışımda yer almışlığı vardı ama her nedense bir tutam zencefile karışımda yer vermemişti. Belki de çocukluğumda bizim yörede zencefil çok bilinmediğinden veya ulaşılması zor olduğundan da kaynaklanıyor olabilirdi. Ancak yıllarca zencefile ulaşma sorunum olmadığı halde annemin karışımında yer almadığı için zencefili o karışıma dahil etmemek için direndim. Sanırım annemin bu karışımının sevdiğim o tadını bozacağını düşündüm içten içe.. İşte o gün, Mısır çarşısında bir baharatçının önünde durdum. Raflar renkli tozlarla doluydu, ama gözüm bir kavanoza takıldı: Zencefil…
Direnmek..
Satıcı, yaşlı ve bilge görünüyordu. “Her derde deva,” dedi, “ama en çok da direnene iyi gelir.” Direnmek… Zencefile karşı yıllardır süren içsel direncimi düşündüm. Tadını bilmeden reddetmiş, kokusunu almadan yargılamıştım. Yine de bir miktar aldım. Eve dönerken elimdeki küçük torba, sanki bir meydan okuma gibi ağırlaşıyordu.
İlk denemem, alıştığım nane-limon karışımına zencefili eklemek oldu. Renk değişti, koku keskinleşti. Ama en çok da tadı… O tanıdık sıcaklık, yerini odunsu bir acılığa bırakmıştı. Karışımı karıştırdıkça zencefil, tortu halinde bardağın dibine çekiliyordu. Sanki dahil olmamakta direniyor, kendi varlığını koruyordu. Bu direniş, bana kendimi hatırlattı.
Yaratıcı yazarlık dersinde hocamız, “Bu hafta bir zencefil alın, tadını yazın,” dediğinde, yıllardır kaçındığım o bitkiyle yüzleşmeye karar verdim. Marketten aldığım zencefilden bir parça yıkadım, ağzıma aldım. Önce olumsuz bir tat, sonra acımtırak bir yayılma… Damağımda gezinen o keskinlik, boğazımdan aşağı inerken vücudumun her köşesine dokunuyordu. Sanki içimdeki dirençle konuşuyordu.
Tatla Gelen Dönüşüm
Zencefilin tadı, sadece fiziksel bir deneyim değildi. O an, yıllardır bastırdığım duyguların, ertelediğim kararların, kaçtığım yüzleşmelerin tadıydı. Her yudumda bir anı canlanıyor, her acılık bir gerçeği ortaya çıkarıyordu. Zencefil, bana kendimi anlatıyordu.
Artık her hastalıkta, nane limon karışımına onu da ekliyorum. Ama bu sadece bir alışkanlık değil; bir kabul, bir dönüşüm. Zencefilin o odunsu yapısı, karışıma katıldığında bile kendi kimliğini koruyor. Tıpkı insanın, hayatın karışımlarında kendi özünü koruması gibi.
Birlikte Direnmek…
Geçen hafta İstanbul’a gittiğimde, yine o baharatçıya uğradım. Satıcı beni tanıdı. “Zencefilin direncini kırdın mı?” diye sordu. Gülümsedim. “Hayır,” dedim, “ama artık onunla birlikte direniyorum…”
Zencefil, artık sadece bir bitki değil benim için. O, içsel yolculuğumun simgesi. Direncin, kabullenişin ve dönüşümün tadı. Her yudumda, kendime biraz daha yaklaşıyorum…
Abdulkadir ANAÇ

