Altınoluk ve Kaz Dağları
Altınoluk’taki villamın bahçesinde, Kaz Dağları’ndan süzülen serin ve iyot kokulu rüzgâr eşliğinde, zeytin ağacımın yanına çöktüm. Toprak, dün geceki sulamanın nemini hâlâ koruyordu. Eğildim ve ağacın etrafını saran arsız yabani otları kökünden sökmeye başladım. Her bir otu çekişimde, zihnimdeki karmaşık düşüncelerin de temizlendiğini hissettim. Tıpkı hayat gibiydi; faydalı olanı beslemek için zararlı olanı ayıklamak şarttı.
Zeytin Ağacı…
Elimdeki küçük el çapasıyla toprağı havalandırdım, köklerin nefes almasını sağladım. Bu basit eylem, zihnimde büyük bir metafora dönüştü: Barış ve huzur için de toplumu çapalama, kökleri havalandırma ihtiyacı vardı. Ardından, toprak ana cömertçe içsin diye, usulca su verdim. Kaz Dağları’nın bol oksijeniyle beslenen zeytinin yaprakları, o kadar canlı ve parlaktı ki, onlara dokunmak bir ayrıcalıktı.
O an, geleceğe, barışa ve huzura dokunduğum hissi içimi kapladı. Bu zeytin, bir gün büyük, gövdesi kalın bir ağaç olacak, ben yokken bile burada duracak ve geleceğe bir miras bırakacaktım. Yapraklara her dokunuşumda, sadece bir ağaca değil, insanlık barışına hizmet etmenin getirdiği hazzı yeniden yaşadım.
Hatırladım; on iki ailenin karıştığı, belki de yıllarca sürecek o kan davasının eşiğindeki büyük kavgayı… Günlerce süren, sabırla örülmüş uzlaştırma müzakerelerinin sonunda, tarafların el sıkıştığı, nefeslerin rahatladığı o anı. Uzlaştırmacı olarak hayatlarına dokunduğum o insanlar, tıpkı bu zeytin gibi, yeniden yeşerme şansı bulmuşlardı. O anki haz, zeytin yaprağına dokunmanın verdiği huzurla birebir örtüşüyordu.
Gözüm, yeni yeni olgunlaşan, henüz tam kararını almamış zeytin tanelerine kaydı. Minik, sert meyvelere parmağımı değdirdim. Bu kez aldığım his, sağlığa dokunmaktı. Çünkü biliyordum; bu meyvenin kendisi ve onun altından çıkacak altın sarısı yağ, sofralarımızda daima sağlığa bir dokunuş olacaktı.
Geleceğe Dokunuş…
Onu her suladığımda, sadece bir fidanı değil, hayata dair bir canlıyı koruyup kolladığımı ve insanlık adına güzel bir iş yaptığımı düşündüm. Bu ağaç, beni gelecek on yıllara, belki de gelecek yüzyıllara taşıyan bir köprü gibiydi. Zeytine özenle, sevgiyle her dokunuşum, beni ölümsüz kılacağı inancını pekiştirdi. Son bir kez gövdesini sıvazladım ve bana, gelecekteki neslime dokunuyor hissi verdi. Topraktan kalktım; Ege denizinin mavi sularına bakarken sırtımda Altınoluk güneşi, kalbimde zeytinin sonsuz barışı vardı.
Abdulkadir ANAÇ
Altınoluk, 17 Mayıs 2025

