Skip to content
Abdulkadir ANAÇ- Bir Fikre Aşık Olmak..
Menu
  • Ana Sayfa
  • Eserler
    • Arabuluculuk
    • Uzlaştırmacılık
  • Röportajlar
  • Haberler
    • Siyaset
    • Spor
  • Yazdıklarım
    • Öykü & Denemeler
    • Blog
    • Sinema
      • Sinopsis
      • Film Analizleri
    • Vlog
  • Öz Bilgiler
    • Abdulkadir ANAÇ
    • Neden Eniyihoca? Eniyihoca Markası
  • İletişim
Menu

Uyuşmazlığın Gölgesinde İnsan, İnsanlığın Işığında Adalet

Posted on Ekim 29, 2025Nisan 1, 2026 by eniyihoca

“Hakim, tabiata, olağana, gerçeğe uygun bir biçimde; katı kalpler ve katı kalıplar içerisinde
sıkışıp kalmadan, uyuşmazlığa İNSAN KOKUSU taşıyan bir çözüm getirmek zorundadır.”
Yargıtay 1.Hukuk Dairesi, 31.12.1976, E:1976/9370,K:1976/13138

Kapıya Gelenler, Geçmişin Yankısı

Saat akşamüzeri dördü gösteriyordu. Kadının evi, sessizlikle çatlamış bir duvar gibiydi; her şey yerli yerindeydi ama hiçbir şey yerli hissettirmiyordu. Oturma odasında, kenarı yıpranmış halının üstünde eski bir çay bardağı duruyordu. Duvarlar suskundu, eşyalar da öyle. Ama o suskunluk, huzurun değil; uzun süredir süren bir çatışmanın yankısıydı. Kocası alkol bağımlısıydı. Her gün eve geldiğinde eşyalar değil, ruhlar kırılıyordu. Kadın bu durumla yıllarca yaşamıştı, ama artık yaşayamıyordu. Bir şeyin sınırı vardı; dayanmanın da… Kocasının borçları ve kontrolsüzce harcadığı paralar yüzünden eve gelen icra memuru ve avukat, görevlerini yapmak üzere kapıya dayandığında kadın, yalnızca bir ev değil; bir hayat kaybedeceğini hissetti.

Kapı çalındı. Kadın açtı. Memurun sesi resmîydi, avukatın ise dikkatli. Memur “Borç nedeniyle eşyanız haczedilecektir”  dedi. Kadın önce sustu. Kadın bu duruma adeta hayatının bir parçası gibi alışmıştı. Evine sürekli haciz geliyor, eşylarınıparça parça götürüyorlardı, her defasında kadının hayatından bir parça da kopararak… Evde bir buzdolabı, yaşamaya yetecek birkaç parça eşya kalmıştı. Kadının psikolojisi bozulmuştu. Sonra titreyerek konuştu: “Evimdeki her şeyim zaten eksik. Ama burada eksilen sadece eşyalar değil. Eksilen her defasında ben oldum”. Ardından ses yükseldi. Kadın, yılların birikmişliğiyle bıçağı eline alıdı, icra memuru ve avukatın üzerine  yürüyerek, “bir daha benim evime giremeyeceksiniz, beni haczedemeyeceksiniz, girerseniz sizi öldürürüm” diyerek tehditkâr cümleler kurdu. O anda gözlerinde ne hukuk vardı ne de mantık… Sadece korku. Evine giren insanlar değil, hayatına giren çıkmazlardı karşısında duranlar. O an, kelimeler kanunlara sığmayacak kadar büyüktü.

Kapanmamış Kapılar

Adalet, çoğu zaman bir bina gibi tasvir edilir: taş duvarlı, yüksek sütunlu, cübbeli bir temsilin karşısında herkesin eşit durduğu bir yapı. Ama gerçek hayat, bu binanın dışında geçer. Ve bazen o yapının kapısına dayananlar, yalnızca hukuk aramaz; duyulmayı, görülmeyi ve anlaşılmayı ister.

Kadın, işte tam da bu arayışla çıkmıştı yargı yolculuğuna. Kocasının yıllardır süren alkol bağımlılığı, evi bir savaş alanına dönüştürmüştü. Yıllar içinde çözülen bağlar, hacze dönüşen borçlarla birlikte nihayet kapıya dayandığında, kadın yalnızca eşya değil; tüm direncini korumaya çalıştı. Gelenler görevliydi: bir avukat, bir icra memuru. Ama kadının gözünde, onlar geçmişini ve geleceğini elinden almak üzere gelmişti. O anda söylenen sözler, hukukun sınırlarını aşmış görünüyordu. Tehdit vardı, hakaret vardı. Ancak hayatın öyle anları vardır ki, insan ne söylediğini değil, neye hayır dediğini anlatmak ister. Kadının “giremeyeceksiniz” diyerek yükselttiği sesi, aslında “bu hayata daha fazla tahammül edemeyeceğim” çığlığıydı. 

Odanın İçinde Suskunlukla Konuşmak

Kadın kolluk tarafından Cumhuriyet savcısına ifade için getirildi. Kadını bir odaya aldılar. Odada bir makam masası, üzerinde bilgisayar olan bir çalışma masası ve önünde oturan zabit katibi vardı. Katip kadına makam masası önündeki iki koltuktan soldakine oturmasını işaret etti ve “Sayın Savcı birazdan gelir” dedi. Kadın konuşmadı; çünkü o güne kadar çok konuşmuş ve hiç duyulmamıştı. Kadının gözlerinde hala savrulan öfke vardı; ama o öfke, saldırgan değil, savunmacıydı. On onbeş dakika sonra Cumhuriyet savcısı geldi, makam koltuğuna değil de kadının karşısındaki koltuğa oturdu. Konuşmadı hemen. Kadına bir bardak su uzattı. Bu dışarıdaki prosedürleri susturmak, içerideki hikâyeyi duymak isteyen bir yargının eylemiydi belki. Ardından şunu söyledi: “Yaşadıklarınızı sizden dinlemek istiyorum”. Kadın ağlamaya başladı. İlk defa cümleleri değil, sessizliği konuştu. “Eşim… içiyor. Her akşam başka bir kavga. Borçları beni boğuyor. Sığınacak yerim yok. Herkes benden uzaklaştı, bu evde sadece ben kaldım. Ve şimdi siz de geldiniz, beni eşyalarımla birlikte alacaksınız.”

Kadının bu serzenişinden sonra Cumhuriyet Savcısı, önündeki dosyadaki alışılmış belgeleri karıştırdı, belgelerdeki bilgileri, kadının ifadelerini okudu. İcra memurunun beyanı, avukatın raporu, polis tutanakları… Kanunda yargı görevi yapana –avukatlar bizim ceza kanunumuzda yargı görevi yapan sayıldığı için- direnme suçu ve birden fazla kişiye yapıldığı için zincirleme suç oluşmuştu. Herşey ayan beyan ortada idi. Kuvvetli şüphe oluşmuştu, Cumhuriyet Savcısı kadının cezalandırılması için iddianame hazırlayıp dosyayı mahkemeye gönderdi.

Duruşma günü Asliye Ceza Mahkemesi hakimi dosyayı inceledi. Her şey yerli yerindeydi; ama bir şey eksikti: insan sesi. Hakim mübaşirden Kadını mahkeme salonuna almasını istedi. Soru sormak için değil; anlamak için… Kadın mahkemede hakim karşısında yargılanmak üzere ayakta beklerken, hakim üzerine cübbesini değil; yüreğini giymiş gibiydi…
Kadına: “Sizi değil, yaşadıklarınızı yargılamak istiyorum” dedi.  Kadına söz verdi.

Kadın anlatmaya başladı. Anlatmak, bazen bağırmak değildir. Sessizce dökülen cümleler, yıllardır birikmiş gözyaşlarıdır. “Evimdeki eşyalardan daha çok kendimi kaybettim,” dedi. “Yıllardır bir duvarla konuşuyorum. Gelenler kamu görevlileri değil; yıkıntının kendisiydi.”

Hakim defterine not almadı. O an karar yazmıyordu; hayat okuyordu. “Tehdit ettiniz mi?” diye sormadı. “Korktunuz mu?” dedi. Kadın yalnızca başını salladı. O salon, mahkeme salonundan daha çok, iç dünyaya açılan bir pencereydi. Hukukun değil, insanın dokunduğu bir yer…

Hakim dinledi. Her kelimeyi değil; her aradaki sessizliği de duydu. Dosyadaki olay bir suçtu evet, ama bu suç, bir sistemin içinde sıkışmış insanın elinden gelen son savunmaydı.

Kadının söyledikleri, bir suçun değil; bir çığlığın deliliydi. O çığlık, yalnızca o güne değil, tüm hayatına dair bir tanıklık içeriyordu. Hakim artık hüküm değil, onarım düşünüyordu.

Kararın Ötesinde

Karar günü geldiğinde salon farklıydı. Sessizlik, saygıdan değil; düşüncelerden örülmüştü. Hakim önce dosyayı değil, kadının yüzünü açtı. Ardından konuştu:

“Bu dosyada bir suç isnadı var. Ama aynı zamanda bir yaşam hikâyesi. Kadının eylemi, hukuka aykırı olabilir. Ama ruhu, yalnızca korkuya teslim olmuş. Bizim görevimiz cezalandırmak değil; anlamak, anlatmak ve çözmek.”

Yargıtay’ın ilgili kararı hakimin kararını şekillendirmede pusula oldu. Yüksek Mahkeme, benzer durumlarda kişisel, toplumsal ve psikolojik şartların göz önüne alınması gerektiğini vurgulamıştı. Tehditin, yalnızca kelime değil; niyete ve bağlama göre yorumlanması gerektiğini belirtmişti.

Hakim kararını yazarken kalemini değil, insanlığını tuttu. “Bu dava, yalnızca hukuka uygunluk meselesi değildir” dedi. “Bu dava, hukuk içinde insanın anlaşılır olup olamayacağıdır.” Kadın cezalandırılmadı. Çünkü yasa ne kadar açık olursa olsun, vicdan bazen satır arasını okur.

Yargının Vicdanla Teması

Kadına destek sunuldu: psikolojik danışmanlık, sosyal hizmetlere yönlendirme, geçici barınma imkanları… Eşyaların haczi ertelendi; çünkü bir insanın yeniden ayağa kalkması için yalnızca zaman değil; anlayış da gerekir.

Yargı süreci, bu defa yalnızca bir karar doğurmadı. Bir yüzleşme, bir öğrenme ve belki de adaletin yeni bir tanımıyla sonuçlandı.

Kadın mahkeme salonunu terk ettiğinde omuzlarında yalnızlık değil; fark edilmenin hafifliği vardı. O gün bir ev boşalmadı, bir hayat yeniden kuruldu. Hakim, bir karar verdi ama o karar yalnızca kadına değil; adaletin kendisine de ses oldu.

İnsan Kokusuyla Örülmüş Karar

Karar metninde şu ifade yer aldı:

 “Uyuşmazlıklar yasal çözüm yollarıyla değil; insanın anlaşılmasıyla çözülür. Hakim, uyuşmazlığa insan kokusu taşıyan bir çözüm getirmek zorundadır. Ve o çözüm, yalnızca yasaların değil; vicdanın da konuştuğu bir karar olmalıdır. Bu mahkemede uygulanan sadece kanun değil; insanın iç sesi olmuştur.”

Bu cümle, hukuk tarihine geçmeyecekti belki. Ama o kadının hayatında bir dönüm noktası olmuştu. Artık yalnızca evindeki duvarlar değil; yargının anlayışı da onu sarıyordu.

Böylece, bir dosya kapandı belki ama adaletin yeni bir şekli açıldı: Yargı sadece hüküm vermekle değil, insana temas etmekle büyür. Hakim, uyuşmazlığa insan kokusu taşıyan bir çözüm getirdi. Bu çözüm, yalnızca bir davayı değil; adaletin ruhunu yeniden hatırlattı.

Yüzleşmeler

İcra memuru da salondaydı. Kadının o günkü halini, evine gittiklerinde hacze başlamadan önceki öfkesini hatırlıyordu. Ama şimdi başka bir şey fark etmişti: Kadının tepkisi, ona değil; sistemin susturulmuşluğuna idi. Avukat, görevini yaparken karşılaştığı bu çöküş karşısında, yalnızca hukuki değil; insani reflekslere sahip olmanın gerekliliğini yeniden düşündü.

Belki bir daha bir evin kapısına dayandıklarında, yalnızca prosedür değil; empatiyle yaklaşacaklardı. Belki bu davadan sonra adaletin yalnızca ceza değil; onarma yetisi olduğu anlaşılacaktı.

Hakim ise günün sonunda o dosyaya bakarken yalnızca hüküm görmedi. Kadının yorgunluğunu, toplumun görmezden gelişini, sistemin bazı duvarlarını gördü. Uyuşmazlığa insan kokusu taşıyan bir çözüm getirmenin huzurunu yaşıyordu…  Ve kendi cübbesinde, bir başka anlam taşıdı artık: Anlamak, dinlemek ve adil olmak.

 

Abdulkadir ANAÇ  

Altınoluk,  25 Temmuz 2025

Love0 Share Tweet Share Pin

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Instagram
  • Facebook
  • Instagram
  • X
  • E-posta

Yazdıklarım

  • Milli takımımız Dünya Kupasında Nisan 2, 2026
  • İki Zamanda Bir Hikaye: Emeğin İki Yakası Kasım 16, 2025
  • Yeşil ve Sonsuz Bir Dokunuş Ekim 30, 2025
  • Zencefilin Direnci Ekim 30, 2025
  • Ocaktaki Ateşin Dili Ekim 30, 2025
  • Çocuk Yoğun Bakımda Bayram Sevincini Yaşamak Ekim 29, 2025
  • Yazar Olacak Çocuk Ekim 29, 2025
  • Son Nefesinizde Yanınızda Kim Olsun İsterdiniz? Ekim 29, 2025
  • Anneler, Çocuklar ve Sessizlik Ekim 29, 2025
  • Babaannemin Toprağı Ekim 29, 2025

© 2026 Abdulkadir ANAÇ- Bir Fikre Aşık Olmak.. | Powered by Superbs Personal Blog theme